1993 Nijeryası’na bir yolculuk: Babamın Gölgesi

1993 Nijeryası’na bir yolculuk: Babamın Gölgesi Posted on 13 Haziran 2026 13 Haziran 2026 by Yusuf Arslan “En sevdiğim yazarlardan biri olan James Baldwin, Amerika’daki Sivil Haklar Hareketi üzerine konuşurken Malcolm X ve Martin Luther King Jr.’ın yaptıkları karşısında kendini yetersiz hissettiğini söyler ve ‘Benim katkım ne?’ diye sorar. Kitleleri bir araya getiremiyor ya da doğrudan mücadele etmiyor gibidir. Ancak bir noktada kendi görevini ‘tanıklık etmek’ olarak kavrar. Tanıklık, dünyanın nasıl algılandığını ve nasıl çerçevelendiğini anlamamızda kritik bir rol oynar, gazetecilik de bunun bir parçasıdır. Bu filmde de çocuklar aslında tanık konumundadır.”1 78. Cannes Film Festivali’nde Resmî Seçki kapsamında gösterilen ilk Nijerya yapımı olan Akinola Davies Jr.’ın ödüllü filmi “Babamın Gölgesi” ( My Father’s Shadow ), 1993 Nijeryası’nın politik ve toplumsal çöküş atmosferinde, izleyiciyi kuşatan bir baba-oğul hikâyesi üzerinden hem kişisel hem de tarihsel bir kıyamete götürüyor. 1993 yılı, Nijerya tarihinde askerî yönetimden sivil yönetime geçiş çabaları, iptal edilen seçimler ve bunu takip eden siyasi krizlerle şekillenen bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Ülkede 12 Haziran’da sivil yönetime dönüşün ilk adımı olarak başkanlık seçimleri yapıldı. Sosyal Demokrat Parti adayı Moshood Abiola, gayriresmî sonuçlara göre yarışı açık ara önde götürürken, dönemin askerî cunta lideri İbrahim Babangida seçimleri usulsüzlük gerekçesiyle iptal etti. Karar, ülkede büyük protestolara neden oldu. Seçim krizinin derinleşmesiyle Babangida istifa etmek zorunda kaldı ve kasım ayında General Sani Abacha, askerî darbeyle yönetime el koyarak yeni bir diktatörlük dönemi başlattı. 25 Ekim’de ülkede demokrasinin yeniden tesis edilmesini talep eden dört genç, bir yolcu uçağını kaçırdı. Eylemciler hükümeti protesto etmek için üç gün boyunca uçağı rehin tuttu.2 Yönetmen Akinola Davies Jr., Babamın Gölgesi ’nin senaryosunu, ilk kısa filmi  Lizard ’da (2020, Birleşik Krallık) olduğu gibi, Nijerya’da birlikte büyüdüğü kardeşi Wale Davis ile kaleme aldı. Filmin başrollerinde, tıpkı kendileri gibi iki erkek kardeş var: Akin (Godwin Egbo) ve Remi (Chibuike Marvellous Egbo). Çocuk oyuncuların gerçek hayatta da kardeş olması, oyuncu seçimi sürecinden oldukça sonra fark ediliyor. Hâliyle kardeşlerin filmdeki babaları Folarin’le (Sope Dirisu) uyumu dışarıdan olağanüstü bir başarı gibi görünürken, yönetmen için “büyük bir tesadüfün getirdiği şans” olarak yankılanıyor. Film, iki erkek kardeşin babalarıyla kurdukları –ya da kurmaya çalıştıkları– bağın etrafında şekilleniyor. Sürekli şehir dışına çalışmaya giden Folarin’in nihayet peşine düşen Akin ve Remi, bu yolculukta hem babalarını anlamaya hem de onun yokluğunun açtığı boşlukla yüzleşmeye çalışıyor. Hikâye, bunaltıcı sıcaklar ve ülkenin politik gerilimi arasında, kimi anlarda rüya estetiğine yaklaşan, dışarıdaki sesleri duyduğunuz kimi anlarda ise neredeyse kâbusa dönüşen bir geçiş anlatısına evriliyor. Yolculuk, aynı zamanda ekonomik güçlüklerin gündelik hayatı nasıl belirlediğini görünür kılan bir hat üzerinde ilerliyor. Her adımın maddi bir karşılığı olduğu mekânsallıkta, baba ve çocuklar bir noktadan sonra otostopla yol almak ve hayatta kalmanın temel pratiklerine dönmek zorunda kalıyor. Maddi kaygılarla kıvrılan yollar zamanla yerini lagünlerin parıltısına bırakırken, Lagos’un yüzen favelası Makoko kısa; ama çarpıcı bir görsel kesit olarak beliriyor.  Bir hafıza ve acı mekânı olarak okyanus Yolculuk, çocukların babalarına duydukları sevgiyi, merakı ve hayranlığı gösterdiği kadar ondan alamadıklarını sorguladıkları ve hatta bunun hesabını sordukları bir ana da evriliyor. Folarin, görünürde, çocukları için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan bir baba; ancak muhakkak eksiklikleri var ve genel olarak babalık müessesesini düşündüğümüzde Folarin, ortalama bir babadan daha az kusura sahip. Fakat nihayetinde iş gerekçesiyle çocuklarını ve eşini ihmal edebilen, onlara ayırabileceği vakti sevg

Author: Ayşe Çelik